Tarih, Coğrafya, Nüfus, İdari Yapı PDF Yazdır e-Posta

HÂCİB

Selçuk Sultanlarının saraylarında hükümdar için özel eğitilerek yetiştirilen  Hacibülhuccab, Candar, Silahdar, Emîr-i alem vb. görevliler vardı. Bu hizmetlerin en yükseği sarayın birinci derece yetkili görevlisi Emîr Hacib idi. Bugünkü cumhurbaşkanlığı genel sekreterliğine benzeyen bir görevdi. Hükümdarın en fazla güvendiği adamlardan tayin ettiği hâcib, hükümet teşkilatıyla vasıta görevi yapmaktaydı. Daha sonraları bir rütbe olarak bazı hizmet sahiplerine verilmiştir. Büyük Selçuklularda hâciblerin başkanına Hâcibi Büzürk, Hâcibü’l-hüccab, Emîr Hâcib, Hâcib-i Kebîr gibi isimler verilmekteydi. Bunların emrinde sarayda görev alanı içindeki hizmetleri yapmak üzere yeteri kadar hâcib bulunurdu. [i ] Osmanlı döneminde hâcib görevini Fatih’ten itibaren Kapı Ağası, Odabaşı, Silahdâr yürütmüştür. III. Selim’den itibaren  “Mabeyinci “tabiri kullanılmıştır. [ii ]
Selçuklular öneminde Sultan ile vezir arasındaki münasebetleri tanzim eden devlet görevlisine Hâcib denilmektedir. Hâcib, sultan ile görüşüp onun sözlerini vezire tebliğ eder. [iii ]
Hâciplerin En Meşhuru: YUSUF HAS HÂCİB(ö.1077)
Onun şöhreti, hâciblikten  dolayı değil, yazdığı -Türk-İslâm tarihinin en temel kaynaklarından biri olan- meşhur “Kutadgu Bilig” adlı  eseri sebebiyledir.   Şair, 1069 tarihinde tamamladığı eserini  Karahanlı Hükümdarı Uluğ Buğra Han'a sunmuş , Buğra Han, yazarın değerini takdir ederek ona kendisinin Has-Hâcipliği görevini vermiştir. Bundan dolayı,  adı ve şöhreti Yusuf Ulu Has Hâcip olarak dünyaya yayılmıştır.

ÇANKIRI’DA “HÂCİB” Karyesi

Çankırı İli, Korgun İlçesi’ne bağlı Hâcib adlı bir köy mevcuttur. Sonradan Hıcıp şeklinde telaffuz edilen köyün adı,  Yolkaya olarak değiştirilmiştir. Aşağıda metnini sunduğumuz Osmanlı dönemine ait,  Çankırı Sancak beyi ve Çankırı Kadısına yazılan 1564 tarihli hüküm, hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde konuyu açıklamaktadır.

TARİHÎ BELGE:

Ehli fesad olduğu sâbit olan Hâcib karyeli Teberrük bin Ahmed’in küreğe [iv ] konulmak üzere Südde-i Saâdet’e gönderilmesi.
Yazıldı.

Arz getüren hacı Mehmed nâm kimesneye verildi. Fî 8 Safer, sene:972(1564/65)

Kangırı Beğine ve Kadîsına hüküm ki:

Sen ki kâdîsın, mektub gönderüp,,,,; “kaza-i mezbûreye tâbi’ Hâcib nâm karyeden Teberrük bin Ahmed nâm kimesne, karye-i mezbûreden Hacı Mehmed nâm kimesnenün câriyesin ayardup on sikke altınun alduğına meclis-i şerde ikrâr eyledükden sonra mezbûr Teberrük; “Câriyeyi ayartdum ve on sikke altunın aldum.” Didüğüne m’utemedün-aleyh kimesneler şehâdet idüp tescîl olunup ve bunden gayri karye-i mezbûrede Hacı Hüseyin nâm kimesnenün evi açılup bâ’zı esbâbı sirka ba’zın virüp ve ba’zı dahı; “Vireyüm; beni rencîde eyleme .” didüğüne bî-garaz, âdil ü mu’temed Müslimanlar şehâdet idüp ol dahı tescîl olunup ve mezbûr Teberrük, Sevindük nâm kimesnenün zinâ kasdına evine girdüği şühûd-u udûl ile sâbit olup sicil olunup ehl-i örf eline virilüp ehl-i örf dahı bir miktar malın alup habsden ıtlâk eyledükden sonra hâliyâ  girü fesâd üzre olup ve bu zikrolunan mevâddan gayri töhmet-i sâbıkası olup ehl-i fesâd yaramaz kimesne olmağın sâyir ehl-i fesâda mûcib-i ibret olacaklayın hakârete müstehak kimesne olup mezkûr küreğe emrolunup müslimanlar şer ü şûrından emîn olmak recâsına” arzeyledüğün ecilden  buyurdum ki:

Hükm-i şerîfüm vardukda, mezbûrı mezkûr hacı Mahmûd ile beraber idüp da’vâsı bir def’a şer’le faslolmış olmayup ve on beş yıl geçmiş değil ise muktezâ-yı şer’ı kavîm üzre teftîş ü tefahhus eyleyüp göresin; arz itdiğün gibi ise,  mezbûrun bi-hasbi’ş-şer-ı’ş-şerîf sâbit ü zâhir olan hakkın bî-kusûr alıvirdükden sonra vâkı’ olan fesâdlarının sûret-i sicilleri ile mezbûrı yarar âdemler ile Südde-i Sa’âdetüm’e küreğe gönderesin ve koşup gönderdüğün kimesnelere tenbîh ü te’kîd eyleyesin ki, yolda ve izde gafletle  gaybet itdürmekden hazer eyleyeler, şöyle bilesin.” (1564-1565 Tarihli, Altı Numaralı Mühimme Defteri )
Diğer açıklama ve önerilerimizi bu konuyla ilgili sonraki yazımızda sunacağız.

--------------------------------------------------------------------------------

[i]Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Devlet Teşkilatına Medhal, TTK, Ankara-1988, s.33-34.
[ii] Pakalın, Mehmet Zeki, Osm.Tarih D.ve T. Sözlüğü, MEB. İstanbul-1983, c.II, s.375-76.
[iii] Turan Refik,Türkiye Selçuklularında Hükümet mekanizması M.E.B. İstanbul-1995, s.31.
[iv] Kürek cezası: Tanzimattan önce ve yelkencilik devrinde, işledikleri ağır suçlardan  dolayı  verilen, savaş gemilerinde kürek çekme şeklinde uygulanan bir ceza türü. Tanzimat sonrası, 1857 tarihli ceza kanunuyla adı aynı kalmakla birlikte uygulama şekli değişmiştir. (bkz,: Osmanlı Tarih Dey. Ve Ter. Söz. S.342)

 Hazırlayan: Hakkı DURAN