| Tarih, Coğrafya, Nüfus, İdari Yapı |
|
|
|
|
HÂCİB Selçuk Sultanlarının saraylarında hükümdar için özel eğitilerek yetiştirilen Hacibülhuccab, Candar, Silahdar, Emîr-i alem vb. görevliler vardı. Bu hizmetlerin en yükseği sarayın birinci derece yetkili görevlisi Emîr Hacib idi. Bugünkü cumhurbaşkanlığı genel sekreterliğine benzeyen bir görevdi. Hükümdarın en fazla güvendiği adamlardan tayin ettiği hâcib, hükümet teşkilatıyla vasıta görevi yapmaktaydı. Daha sonraları bir rütbe olarak bazı hizmet sahiplerine verilmiştir. Büyük Selçuklularda hâciblerin başkanına Hâcibi Büzürk, Hâcibü’l-hüccab, Emîr Hâcib, Hâcib-i Kebîr gibi isimler verilmekteydi. Bunların emrinde sarayda görev alanı içindeki hizmetleri yapmak üzere yeteri kadar hâcib bulunurdu. [i ] Osmanlı döneminde hâcib görevini Fatih’ten itibaren Kapı Ağası, Odabaşı, Silahdâr yürütmüştür. III. Selim’den itibaren “Mabeyinci “tabiri kullanılmıştır. [ii ] ÇANKIRI’DA “HÂCİB” Karyesi Çankırı İli, Korgun İlçesi’ne bağlı Hâcib adlı bir köy mevcuttur. Sonradan Hıcıp şeklinde telaffuz edilen köyün adı, Yolkaya olarak değiştirilmiştir. Aşağıda metnini sunduğumuz Osmanlı dönemine ait, Çankırı Sancak beyi ve Çankırı Kadısına yazılan 1564 tarihli hüküm, hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde konuyu açıklamaktadır. TARİHÎ BELGE: Ehli fesad olduğu sâbit olan Hâcib karyeli Teberrük bin Ahmed’in küreğe [iv ] konulmak üzere Südde-i Saâdet’e gönderilmesi. Kangırı Beğine ve Kadîsına hüküm ki: Sen ki kâdîsın, mektub gönderüp,,,,; “kaza-i mezbûreye tâbi’ Hâcib nâm karyeden Teberrük bin Ahmed nâm kimesne, karye-i mezbûreden Hacı Mehmed nâm kimesnenün câriyesin ayardup on sikke altınun alduğına meclis-i şerde ikrâr eyledükden sonra mezbûr Teberrük; “Câriyeyi ayartdum ve on sikke altunın aldum.” Didüğüne m’utemedün-aleyh kimesneler şehâdet idüp tescîl olunup ve bunden gayri karye-i mezbûrede Hacı Hüseyin nâm kimesnenün evi açılup bâ’zı esbâbı sirka ba’zın virüp ve ba’zı dahı; “Vireyüm; beni rencîde eyleme .” didüğüne bî-garaz, âdil ü mu’temed Müslimanlar şehâdet idüp ol dahı tescîl olunup ve mezbûr Teberrük, Sevindük nâm kimesnenün zinâ kasdına evine girdüği şühûd-u udûl ile sâbit olup sicil olunup ehl-i örf eline virilüp ehl-i örf dahı bir miktar malın alup habsden ıtlâk eyledükden sonra hâliyâ girü fesâd üzre olup ve bu zikrolunan mevâddan gayri töhmet-i sâbıkası olup ehl-i fesâd yaramaz kimesne olmağın sâyir ehl-i fesâda mûcib-i ibret olacaklayın hakârete müstehak kimesne olup mezkûr küreğe emrolunup müslimanlar şer ü şûrından emîn olmak recâsına” arzeyledüğün ecilden buyurdum ki: Hükm-i şerîfüm vardukda, mezbûrı mezkûr hacı Mahmûd ile beraber idüp da’vâsı bir def’a şer’le faslolmış olmayup ve on beş yıl geçmiş değil ise muktezâ-yı şer’ı kavîm üzre teftîş ü tefahhus eyleyüp göresin; arz itdiğün gibi ise, mezbûrun bi-hasbi’ş-şer-ı’ş-şerîf sâbit ü zâhir olan hakkın bî-kusûr alıvirdükden sonra vâkı’ olan fesâdlarının sûret-i sicilleri ile mezbûrı yarar âdemler ile Südde-i Sa’âdetüm’e küreğe gönderesin ve koşup gönderdüğün kimesnelere tenbîh ü te’kîd eyleyesin ki, yolda ve izde gafletle gaybet itdürmekden hazer eyleyeler, şöyle bilesin.” (1564-1565 Tarihli, Altı Numaralı Mühimme Defteri ) -------------------------------------------------------------------------------- [i]Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Devlet Teşkilatına Medhal, TTK, Ankara-1988, s.33-34. Hazırlayan: Hakkı DURAN |


